Itrî Hakkında

Itrî
ITRÎ (1640, İstanbul - 1712, İstanbul)

İstanbul’un sesini, yani Osmanlı-Türk kültürünün klasik musikisini temellendiren ve kuran dâhi bestekâr Itrî, bütün Türk Musikisi tarihinin en büyük bestekârıydı. Segâh bayram tekbiri ve ‘Salât-ı Ümmiye’si ile bütün İslâm coğrafyasında hâlâ dillerden düşmeyen, yediden yetmişe herkesin melodilerini ezbere bildiği bir bestekâr olma ayrıcalığından dolayı ölümsüzleşti.

İstanbul Musikisi’ni en temelli şekilde kuran ve Klasik Türk Musikisi’nin en büyük bestekârı olarak değerlendirilen deha sahibi musiki adamı. Mevlânakapısı yakınlarındaki Yayla semtinde doğdu. Asıl adı Mustafa; lâkabı “Buhurizâde” ve şiirlerinde kullandığı mahlâs “Itrî” idi.
İyi bir öğrenim gördü. Musikide Hâfız Post, Küçük İmam, Kasımpaşalı Koca Osman ve Derviş Ömer’den de meşketti. Câmî Ahmed Dede’nin şeyhliği döneminde Yenikapı Mevlevîhanesi’ne kapılandı, musiki sevgisiyle Mevlevî oldu.
Bestekâr ve hânende olarak IV. Mehmed döneminde parladı. Saray fasıllarına hânende olarak katıldı. Eserleriyle padişahtan büyük yakınlık gördü. Uzun yıllar Enderun’da musiki hocası ve hânende olarak görev aldı.
Yakınlık gördüğü bir başka devlet adamı da, şiirleri ve musiki sevgisiyle tanınan Kırım Hanı I. Selim Giray’dı. IV. Mehmed’le yakınlığının bir sonucu olarak, kendisine “esirciler kethüdalığı” görevi verildi. Musikideki ünü saraydan ayrıldıktan sonra da sürdü.
Itrî’nin meyveciliğe ve çiçekçiliğe meraklı olduğu; kendi adıyla anılan “Mustâbey Armudu”nu ilk kez onun yetiştirdiği; “ıtır”dan gelen “Itrî” mahlasının da çiçek merakından dolayı olduğu rivayet edildi. Ölümünden sonra “Mevlevîhane kapusu haricine” gömüldü; mezar taşı kayboldu.
Itrî, devrinin usta bir şairiydi. Divan ve âşık tarzlarında şiirleri vardır. Naat, gazel, muamma, tahmis, nazire, tarih beyitleri dışında hece vezniyle türküler de yazdı. Şiirlerini topladığı Divan’ı kayboldu.
Klasik Türk Musikisi tarihinde Itrî’nin varlığıyla, Osmanlı-Türk Musikisi üslubu en belirgin özellikleriyle yapısını kurmuş oldu. Abdülkadir Merâgi ve Dede Efendi’yle birlikte, Türk Musikisi’nin gelişimini en çok etkileyen üç büyük bestekârdan biri idi. Hâfız-ı Şirâzi’nin bir gazeli üzerine bestelediği “Nevâ Kâr”, lâdini eserlerinin başında geldiği gibi, Klasik Türk Musikisi’nin en sembolik eseri olarak da kabul edildi.
Cami ve tekke musikisi türlerinde bestelediği eserlerle de ölümsüz bir çizgiye erişti. “Segâh Kurban Bayramı Tekbiri”, “Segâh Salât-ı Ümmiye”, “Mâye Cuma Salâtı”, ‘‘Dilkeşhaveran Gece Salâtı” gibi dini nitelikli eserlerinin yüzlerce yıldır etkilerinden hiçbir şey kaybetmemeleri ilgi çekicidir. Teravih namazında makam değiştirme kuralı ile camilerdeki cumhur müezzinliği düzeninin de Itrî tarafından getirildiği söylenir. Mevlevîhanelerde sema törenleri sırasında, âyinden önce okunan “Rast Naat”, Mevlevî musikisine en kalıcı katkısıdır. “Segâh Âyini” de Mevlevî musikisinin şâheserlerindendir.
Türk Musikisi’nin hemen her beste şeklinde ve her türde eser veren Itrî, çok verimli bir bestekârdı. Bestelediği 1.000’i aşkın eserin büyük kısmı kaybolmuş, günümüze ancak 42 eseri ulaşabilmiştir.